Çıktı göz bebeği köşkünden Ziya. Kocaman bahçesinde oyun oynayan kızları babalarını görünce bacaklarına koştular. "Babaaa" diyerek sarıldılar. Önce tepki vermedi Ziya. İçinde fırtınalar kopuyor, kızlarını ciğerine basmak istiyordu ama yapamıyordu ve bu onun için o kadar zordu ki. Bu duyguyla başa çıkabilmek kırk köyle başa çıkmaktan zordu. Böyle alışmıştı çünkü Ziya. Atadan böyle görmüştü, sevgi gösterilmezdi. Tepkisiz kalmaya daha fazla dayanamadı ve ellerini, bacaklarına yapışmış olan kızlarının yüzlerine götürdü. O an, kızlarını ne kadar sevdiğini farketti. Bu sevginin, kişiliğine olan baskısını anımsadı. Kızların suratını aşağı yukarı okşayarak "Babanızın işi var çocuklar, haydi bırakın" dedi.
Atlarla Yomra'ya indiler. Yolda karşılaştıkları hemen hemen herkes selam vermiş, Ziya'yı memnun etmişti.
Babası ona, yüzünün bir tarafı gülsün, öbür tarafı kızsın demişti zamanında. Ziya, bu lafı aklından hiç çıkarmazdı. Belki de bu yüzden hem çok korkulur hem çok sevilirdi. Zaten Laz Ziya'da bu durumdan memnundu.
"Ne dersin Orhaağn, kurdun kulağı uzun da, aklı kısa mı?"
"Estağfurullah abi, o tilkilerin zırvası."
"İçim içimi yiyor Orhan, kızlarımla benden çok ilgileniyorsun."
"Sayenizde ilgilenebiliyorum abi."
"İlgilen Orhaan, ilgilen. Babaları sevgi mi gördü de göstersin?"
"Büyükler sevgi göstermez abi. Siz de çok sevildiniz, siz de kızlarınızı çok seviyorsunuz."
"Seviyorum Orhaan, seviyorum."
Sahile sıfır, Yomra'nın en güzel kahvehanesine girdiler. Boydan boya camla kaplı duvarın yanındaki, Laz Ziya'dan başkasının oturamadığı masaya geçtiler. Çocuklar hemen masaya çay getirdiler ve diğer masalarda çayı olmayanlara çay dağıttılar. Laz Ziya ikinci çaya geçince hep olduğu gibi kahvedekilerin kimi saygısını sunmaya, kimi derdini anlatmaya geldi. Laz Ziya hepsi için uğraşırdı, sorunlarını çözerdi. Cezalandırılması gerekeni de hiç affetmez, ceza ayrımı da yapmazdı. Ölmesi gerekeni de bağışlamaz, öldürürdü. Önceleri baş kaldıran çok olurdu lakin Ziya'nın bir başka olduğu anlaşılınca herkes biat etmeye başladı.
Bazen yaşadıklarını hatırlar, düşünürdü. Çok zor günlerden geçmiş, çok zor kararlar vermişti. Gazap saçtığı zamanlar çok olmuştu, pişman değildi hiçbiri için. Bundan sonra da her kararı verebilirdi. Kimi zaman kıydığı canların onda yaşattığı garip his diline vururdu.
"Çok beddua aldık Orhaağn."
"Aldığın dualar yeter abi."
"36 yıllık ömrümde, Azrail'den daha çok can almışımdır Orhan, melek ettin bizi."
"Azrail de bir melek abi."
Orhan, ah Orhan ah. Sadakat ve aidiyetin vücut bulmuş haliydi diye düşünürdü Ziya onun için. Ziyanın sevabına da günahına da ortaktı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder