19 Nisan 2020 Pazar

16. sayı

Dışarı da şenlik havası vardı. Kadınlar, çocuklar, erkekler herkes ölçüsüz bir neşe içindeydi. O kadar ki, ne olduğunu anlayamayan hayvanlar bile bu bayram halinin bir parçası olmuştu. Evet, gerçekten kutlu bir sabaha uyanmıştı halk. Pertev, şaşkınlığı ve şapşallığı içinde cama koştu. Dibindeki kaldırımda göbek atan 110 kiloluk teyzelerin durumuna da hayretler içinde kalarak ne olduğunu sordu. "Sultanımız frengin içinden geçti, tayyarelerin yardımıyla tekrar Şam'a dayanmış, yüzün gülsün oğlum, gün gülmek günüdür, haa gerçi sen zaten dün gece epey gülmüşsündür" dedi teyzelerin boşboğazlık ve dedikodu konusunda en kıdemlisi. Normalde sinirlerini hoplatacak bu patavatsızlığı Pertev hissetmemişti bile, çünkü haber o kadar güzel, o kadar mukaddesti ki. Adeta nasıl sevineceğini şaşırmıştı. Aklından nasıl seviniyorduk ya diye geçirdi hatta bir an. Çok iyiydi, çok iyi. Şu an her şey çok iyiydi. Kalbinin bir yarısını o gelerek Müjgan, diğer yarısını da o ilerleyerek Devleti sarmıştı. İkisi de dıştan taş, içten cam olan kalbini güldürmüştü. Canını da anca kalbinin içine aldıkları yakabilirdi zaten. Şu an tek eksik, Emminin fiziği idi, bilakis o ölmemiş, varlığı Pertev için yaşıyordu. Dünya gözüyle tanık olsaydı ya şu güne. Muştuyu Müjgan'da duymuştu. Odaya gelmiş, ağızlarını açmalarına hiç gerek bile kalmamıştı, zira gözleri konuşuyordu. Var olan mutluluğu birbirleriyle paylaşarak çoğaltıyorlardı sanki. O his ki gerçekten yüceydi, insan acının da, sevincin de değerini bilmeliydi. Hepsini yaşamalıydı, çünkü acıyı tatmayan, mutluluğun değerini bilmezdi.

Artık öldü,bitti, bastonla bile zor yürüyor denilen Osmanlı, bastonu farklı bir amaç için kullanmıştı. Güneyde, Şam hattına kadar kaybedilen Türk toprakları geri alınmıştı. Bunun nasıl mümkün olduğu hakkında burası gibi harbe uzak vilayetlerin tek bildiği ise, Devlet-i Ala'nın yeni keşfolunmuş tayyareleri kullandığı idi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder