4 Mayıs 2020 Pazartesi

19.sayı

Aradan bir ay geçmişti. İnsanlar yeni tanıştıkları bu rakiyi çok sevmiş, inanılmaz bir talep doğmuştu. Hatta odur ki, Giritliler üretimde zorluğa bile düşmüştü. Nafia Nazırı Noradunkyan'ın Çamlıca da ki evine de yüz şişe satılmıştı. Yani Pertev, nezaretten bir devlet adamıyla iş yapmış, ürününün, bu kesesi geniş çakallar arasında yayılma imkanı doğmuştu. Eğer buradan yürüyebilirse başka işlere de atılabilme ihtimalini elinde bulunduruyordu.

Ek olarak, Prens Adalarına da satmaya başlamıştı. Yahudi sayesinde olmuştu bu da. Büyük adada yaşayan Ermeni ve Rum ahbaplarını ziyarete giderken Pertev'den kendisiyle gelmesini rica etmişti Yahudi. Dostlarıyla Panayia Rum Kilisesi avlusunda hasret giderdikten sonra yanında getirdiği rakiden ikram etmiş, orada bulunan esnaf ve işletmeci Hristiyanlar beğenip, ada halkının da beğeneceğini düşünerek sipariş vermişti. Ayrıca, Panayia Kilisesinin baş rahibi Adras, bir süredir adalarda ki kiliselerin birbirleri arasındaki anlaşmazlıklarını çözmeye çalışıyordu. Yakında düzenleyeceği dostluk ziyafetinin bitiminde dindaşlarını hediyelerle uğurlamak isteğindeydi ve bu hediyelere eklemek için yüz şişe civarı da ayrı bir sipariş vermişti.

Yağdırıyordu Allah adeta. Aman nazar değmesindi. Çok kısa sürede çok fazla satış yapıyordu ve Kandiyelilerden yana bir sıkıntı çıkacağını hissediyordu. Denizden yana da az bir kuşkusu vardı, normalde, yılların tüccarı bu Yahudi'nin gemileri suda pek durdurulmaz, durdurulursa da üstünkörü aranırdı. Lakin içinde kötü bir his doğmuştu. Bir kaç ay içinde üretimi burada yapmayı düşünüyordu.

Deniz taksiyle geri dönüyorlardı, Yahudinin üstünde yaşlanmış olmanın getirdiği bir duygusallık hakimdi. Vefat etmiş eşlerinden ona kalan bir evlat da yoktu. Kendine pek itiraf etmek istemese de bu karşısında ki çocuğa yavaştan yavaştan oğlu gözüyle bakmaya başlamıştı elinde olmadan. Eski dinamikliğini görüyordu Pertev'de. Üstelik genç yaşında ticaret yapması da kendinden izler taşıyordu sanki. Hatta çocuğun kendisini kullandığını hissetse bile bunu hoş karşılayıp hakkındaki iyi düşünceleri daha da çok pekişebilirdi. Çünkü, kendi gençliğinde az adam çarpmamıştı. Zekasını kullanan insanları da severdi. Şu ömür gelmiş geçmişti onun için. Yetmişine merdiven dayamıştı. Hayatını dolu geçirmiş, zorluklar içinde yoğrularak bu günlere gelmişti. Beş yaşında babasını, on altı yaşında da anasını kaybetmişti. Anasının vefatından sonra uzun yolculuklarda kendini dindirmek için gemilerde çalışmaya başlamıştı ve hayat onu bu konuma sürüklemişti. Büyük insanlarla dostluklar kurmuş, kimi zaman dostluğu ticaret için, kimi zaman ticareti dostluk için kullanmıştı. Geriye dönüp baktığında ise yaşadığı iyi kötü her şeyde Yahve'nin bir izini görüyor ve ona şükran ediyordu. Tam şu anda da şükran ederken saygısından dolayı başındaki fötr şapkayı çıkardığı sırada, sırtının dönük olduğu teknecinin, elinde bir bıçakla Solomon'a atılmak üzere olduğunu gördü Pertev.

Sol koluyla Yahudiyi var gücüyle kendine çekerken aynı anda sağ eliyle de ceketinin içindeki kılıftan Smith Wesson marka tabancasını çekerek adamın eline ateş etti. Mermi adamın sağ ön koluna girmiş, kasını parçalamıştı. Hiç beklemeden adama yaklaşıp tabancayı kafasına doğrultarak bıçaktan uzaklaşmasını söyledi. Bıçağı alıp denize attı. Adamı da, kendi oturduğu yere, teknenin kıçına geçirip tabancayı Yahudi'ye vererek küreğin başına kendisi geçti. Yahudi çok sakin görünüyordu. Ne bir korku ne bir minnettarlık vardı çehresinde. Adamın acı dolu inlemeleri kulaklarında yankılanırken bu Çingenenin kim olduğunu ve bunu niye yaptığını düşünüyordu. Kimin tavuğuna kış kış demişti ki onu öldürmek istemişlerdi? Onun buraya geleceğini nasıl biliyorlardı? Bineceği salın şoförünü bile nasıl ayarlamışlardı? Gözüne çarpan hiç bir şey olmamıştı bugün. Karşısındakiler demek ki planlı hareket ediyordu. Pertev'in seslenmelerine ve sorularına cevap vermiyor, vardıkları zaman adamı Pertev'in kahvesine götürmeyi düşünüyordu. Pertev ise olayın heyecanını hemen atlatmış, bu hadisenin Yahudiyi kendisine daha çok bağladığını düşünüyordu. Böyle çıkarcı bir insan değildi, karşısında ki kim olsa kurtarmak için elinden geleni zaten yapardı. Koca çınardan faydalanmayı epeydir düşünüyordu ama  kurtarırken aklında hiç bir düşünce de yoktu. Bilakis onu hem bir büyüğü hem de bir ticari ortak olarak görüyordu. Bir çok konuda da öğrencisi olabileceği birisi.
 Olan olmuş, ekmeğine yağ sürülmüştü. Lakin bugün ekmeğine yağ süren bıçak, yarın kalbine de saplanabilirdi. Yahudiyi bilen, kendisini de bilir, Yahudiyi takip eden, kendisini de pek ala takip edebilirdi. 

"Ah emmi", diye geçirdi bu hesaplaşmaların sonunda. "Yine bir faydan dokundu bana, senin tabancandı bu. Hatıratın için hep taşırım üstümde. Keşke sağ olaydın da o telaşlı gözlerinin eşliğinde akıl danışaydım sana". 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder