Kız zorlu bir ameliyat geçirmiş, acıdan inim inim inlemişti. Şifahanede hakkıyla kurşun çıkartabilecek bir hekim bulunduğu için de ayrıca çok şanslıydı. Lakin çok da kötü bir durum vardı. Bu kızcağız üç aylık hamileydi. Kurşun, daha anasının karnındaki cancağzın canını almıştı. Daha gözünü açamadan ölmüştü yavrucak. Allah bebemi hemencecik cennetine aldı diyordu kız, buydu tek avuntusu.
Kızın yanına gitmeden önce hemşirelerle muhattap olmayı seçen Pertev olduğu yerde irkilmişti bunu duyunca. Bir hüzün çökmüştü yüzüne. Bir suçu olmadığını biliyordu, hatta vurulmayı haketmişti kız, ama giden can sabiinin olunca kendini çok kötü hissetti. İster istemez yüzü düşük bir şekilde çıktı kızın karşısına. Pertev'in geldiğini gören kız ağlamaya başladı, hiç konuşmuyor, yattığı yerden doğrulmuş halde ağlıyordu. Pertevin, nazik, üzgün, olabildiğince dikkatli ve hassas bir şekilde yaptığı konuşma çabalarına cevap vermiyordu. Ölen bebeyi öğrenince yumuşadığı bu kızın aslında kim olduğunu ve ne yaptığını bu çabaları esnasında tekrar hatırlamış ve sinirlenmişti Pertev. Sert ve bu aşamada geri dönülemez, işine yaramayacak bir şey yapacağını anladı ve hemen dışarı çıktı. Bir cigara yaktı, geldikleri zaman kapıda bıraktığı ve şu an ona soran gözlerle bakan Yusuf'a daha konuşmadığını söyledi. Cigarası bitince Yusuf'u da alarak kızın yanına gitti.
Şimdi kız da biraz daha sakindi sanki. Hatta ilk konuşan da o olmuştu. "Öldürün beni" demişti çocuk anne. Pertev bir an duraksadı ve niye diye sordu. Bu sorunun üzerine kız kafasını kaldırıp iki üç saniye Pertev'in gözlerine hayretle bakmış, "Niye mi? Bebemi öldürdünüz, niye yaşayayım?", "Madem bebeni bu kadar düşünür, ölümüyle ölürsün, bu işlere ne diye girersin?" Kızın yüzünde samimiyeti sorgulanamayacak bir şaşkınlık belirmişti, ardından içi acır gibi başını eğmiş, bu adamın tam olarak neyi kastettiğini anlayamadığı için gözleri nemli, yüzü de yerdeyken "Ne işine girmişim ben?" diye sordu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder