8 Mayıs 2020 Cuma

21.sayı

Güneyden esen rüzgarın da yardımıyla limana hızlıca vardılar. Yahudi yolda fikrini değiştirmiş, adamı kahve yerine limandaki gemilerinden birine götürmeye karar vermişti. Bir kaç denizcisiyle beraber açılacaklardı. Denizcilerin meraklı bakışları arasında adaların doğu tarafına doğru açılmışlardı. Güverteden merdivenle aşağı inmişler, sevkiyatlarını bekleyen ürünlerin arasından mürettebat kamarasına geçmişlerdi. Yahudi'nin aklında türlü fikirler, Pertev'de ise bir gözlemci havası vardı. Yahudi, adamı kamaranın ortasında, kapıya uzak olan sandalyeye oturtmuş, kendi de tam karşısına, kapı tarafında ki sandalyeye yayılmıştı. Pertev ise, kapının bulunduğu tarafta, odanın tam köşesinde, kollarını birbirine kenetlemiş vaziyette ayakta duruyordu.

Yahudi soğukkanlılıkla, aynı zamanda her an cezalandırabilecek güngörmüş, soylu bir tavırla konuşmaya başladı.

-Adın ne senin oğlum?
-Yu-yusuf karaman.
-Yusuf... peygamber ismi... biliyor musun, seninle adaşız Yusuf... Söylesene Yusuf, benim kim olduğumu biliyor musun?
-Ağa, bilmiyorum ağa, bilmiyorum.
-Seni bağışlamamı ister misin Yusuf? Hiç bir şey olmamış gibi hayatına devam etmek ister misin Yusuf? Beni öldürmeye hiç çalışmamışsın gibi?
-Nasıl olacak o iş ağa? Elbet ağa. Kurban olurum sana ağa, elini ayağını öperim.

Yahudi, fötr şapkasını çıkartıp önündeki masaya koydu.
-Bu şapkanın başımdan çıkması, benim hayatımı kurtardı. Şimdi tekrar başımdan çıkıyor, bu sefer de senin hayatını alacak olmasın?
Yahudi çok sakin bir şekilde konuşurken, konuşmanın gitgelliği ve onun sakinliği yüzünden sırılsıklam ter içinde kalmıştı Çingene.
Sağ kolunun acısı yüzünden oraya baskı uygulayan sol kolunu yalvarırcasına havaya kaldırarak:
-Affet beni beyim, kulun köpeğin olayım affet beni.
-Niye beni öldürmeye kastettin Yusuf?
Yusuf tüm inandırıcılığını kullanmaya çalışarak konuştu.
-Sefaletten, fakirlikten ağam. Varlıklı adama benziyorsun ağam. Açlıktan nefesim kokuyor benim. Yemek yiyemediğim çok gün oluyor. Bokun, pisliğin içinde yaşıyorum. Eşyalarını satıp karnımı doyurmak istiyordum bir süre. Hepsi bu ağam. Merhametli adama benziyorsun, lütfen affet beni beyim.

Adam sözünü bitirince Pertev kapının üzerinde asılı olan urganı alarak hızlıca adamın arkasına geçti ve ipi boynuna sarıp sıkmaya başladı. O kadar hızlı bir şekilde olmuştu ki bu, adamın ne olduğunu anlamaya çalışan dehşeti hemen sönmüş, yerini hayatta kalma mücadelesine bırakmıştı. Olabildiğince sıkıyordu ipi Pertev, adam nefes alamıyordu. Tek eliyle olabildiğince ipten kurtulmaya çalışıyordu ama nafileydi tüm çabaları. Ağzından tükürükler çıka çıka bir şeyler söylemek için uğraşıyordu ama onun bu çabası ikisince de görmezden geliniyordu. En sonunda ipi boynundan aldı Pertev. Hiç bir şey söylemeden hafif karanlığın buluştuğu köşeye geçti. 

Ağzından kan gelmiş, vücudu ter içinde, yeniden nefes alabilmenin verdiği yaşama isteğiyle ve ölümün şu an şahdamarından daha yakın olmasının idrakiyle kendine gelmeye çalışıyordu Çingene.

Bir cıgara yaktı Yahudi. Çingeneye de uzattı. Bilenler için, işbirliği yapmak isteğinin işaretiydi bu. Yaklaşık otuz saniye masaya baktıktan sonra bakışlarını adama kilitledi Solomon. Aksi kabul edilemeyecek derece kararlı bir şekilde konuşmaya başladı.

-O urgan bir kez daha başına geçerse sen ölmeden çıkmayacak. Anlıyor musun beni? Bu hırsızlık için yapılan bir cinayet girişimi değildi.
Ayağa kalktı ve bastonunu belirli aralıklarla yere vurarak bir ileri bir geri yürümeye başladı.
-Beni salak yerine koyma Yusuf. Senin her şeyini öğrenirim, sevenlerine de bir eşyanla beraber denizden bir tane balık gönderirim.

Bu, Yusuf'un cesedinin denizin dibine atıldığının bildirilmesi anlamına geliyordu.

Yusuf, daha fazla direnebilecek bir irade gösteremedi. Göstermesine de imkan yoktu. Zaten burada konuşmazsa kesinkes ölecekti. E konuşursa bir ihtimal yaşama şansı olduğunu görüyordu. Tamamen bu adamın insafında da olsa belki yaşayabilirdi. Ölmek istemiyordu Yusuf. Ölmek istemiyordu. 

Yaran kötüleşiyor Yusuf diye bağırdı köşeden Pertev. İlk kez konuşmuştu. Ne demekti bu şimdi? Acaba konuşursa gerçekten canı bağışlanacak mıydı? Yoksa konuştuktan sonra onu öldürecekler miydi? Bilmiyordu işte ne olacağını ama konuşursa en azından bunu öğrenme fırsatı olacaktı. Kendini en kötüsüne hazırlayarak sol kolunu masaya dayadı. -Ağam dedi ve bir süre konuşmadan Yahudinin uzattığı cigarayı içmeye devam etti.

-Ağam, beni Sabetaycılar tuttu. Beni onların tuttuğunu da bilmiyordum esasında. Aracı olan kişi ağzından kaçırmıştı bu bilgiyi. Bir kaç gün limanda ulaşılabilecek yerlerde bana "tamam, adamın işte bu" demelerini, yani seni bekledim. O bir kaç günde de yemeğimi suyumu eksik etmediler. Dedim sana ağam, ben fakir bir insanım. Bugün ise hazırlanmamı söylediler. Aracı olan arkadaşımla beraber size peşi sıra adaya gittik. Sizi sürekli takip ettik. Giderken deniz taksiyle gitmiştiniz, dönerken de o şekilde dönecektiniz büyük ihtimal. Sizin limana inen yokuşa girdiğinizi görünce arkadaşımla sizden önce limana gittik. 

Sıkıntılı bir şekilde anlatıyordu bunları Çingene. Kanı çekiliyordu. Kurbanına, onu nasıl avlamaya çalıştığını anlatmak ve şu an ise avına av olmak elini kolu bağlar bir hale sokuyordu onu.

-Arkadaşım tekneciyle görüştü ve yanıma geldi. "Silahı boşver, denizde bıçakla halledeceksin işlerini, sonra da denize atacaksın. Onların bindiği salda kürekçi olacaksın, hesapta olmayan adam içinde ayrıca bir para alman için konuşacağım" dedi. Siz tekneciyle konuşup seçtiğiniz sala bindiğiniz zaman, kulübede çay içen kürekçi rolü yapıyordum bende. Tekneci, "Ferman, sıra sende oğlum" diye çağırdı beni. Açıldıktan sonra, salların tenhalaştığı bir yerde sizi öldürüp suya atacaktım.
 Senin kim olduğunu bilmiyordum ağa, hala da bilmiyorum, kimsin nesin, bilmiyorum. Sefalet içinde olduğum için yapacaktım bu işi. Dedim sana ağam, fakirin biriyim ben. 


Yahudi'de işin mimarlarını bulduğundan bir rahatlama, artık bir savaşın başlamış olmasından dolayıda ufak çaplı bir kaygı vardı. Bastonuna dayanarak ayağa kalktı, "Yaşayacaksın" dedi ve Pertev'e "İstediğini yap." diyerek odadan çıktı.

Pertev masaya yaklaştı ve Yahudinin kalktığı sandalyenin başında dikilerek sordu.
-Kimin kimsen, düşünmek zorunda olduğun birileri var mı?
-Yok, ben yalnız bir garibim.
-Silah kullanmayı biliyor musun?
-Herkesin bildiği kadar.
-Herkes silah mı kullanıyor lan?
-Biliyorum... Biliyorum.
-Bundan sonra benim korumam olacaksın. Hep yanımda olacaksın. Hiç bir eksiğin olmayacak. Senden tek isteğim sadakatin. Bağışladığımız canı almak istemeyiz. Anlıyor musun beni Yusuf?
- A-a- Anl... Tabii ağabe...

-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder