15 Mart 2020 Pazar

8. sayı

Daha doğrusu görse bile en ufak bir umut kırıntısı için yolun sonuna kadar giderdi. Dahası da vardı, emmi nereden bilsin çocuğu Müjgana itenin sadece karakter meselesi olmadığını, ki sadece böyle olsa bile bu küçümsenecek bir durum muydu ki? Sadece bu bile bütün gönülleri birleştirilebilecek bir güce sahipti. Kaldı ki Pertev'in hissettiği İlahi bir emirdi sanki. Tanrı, yürü kulum diyordu. Ne olursa olsun sen yürümeye devam et. Senin yürümen seni her gün daha da temiz kılacak. Senin ona yürümen, seni her gün bana daha çok yaklaştıracak. Ne kadar zorlansan da ben sizin genç yaşta dünyanızı kurtaracağım, dünyanızın kurtulması, ahiretinizi de kurtaracak. Allah, Pertev'e adeta bunları fısıldıyordu. Şimdi, Emmisi Pertev'i çok iyi tanısa da karşı koyamayacağı bir gücün onu yönlendirdiğini nasıl bilsindi? Onun tek derdi, yavrucağı üzülmesindi. Gülüşleri sahte olmasın, gerçekten gülsündü.

İki yandan ağaçlarla çevrili, ufak şirin dükkanların olduğu yürüyüş yolunda yürürken Pertev'in aklında yine Müjgan vardı. Gerçekten bir saniye bile çıkmıyordu. Şu an için Müjganın ne hissettiğini tam olarak bilemiyordu ama kendisi onu gerçekten her saniye düşünüyordu. Bunu durdurmayı çok denemişti ama başaramamıştı. Tatlı yenilgiler diyordu aklında bunlara. Ansızın, kafama bir elma düşse de hafızamı yitirsem diye geçirdi aklından. Newton'a yer çekimini farkettiren elmadan, o, hafızasını sildirmesini istiyordu. Aynı eylemin farklı sonuçlanması olmayacak şey de değildi zaten. Ama böyle olmazdı, hafızası yitse ne olacaktı, başka acıları, başka dertleri olmayacak mıydı sanki? O yüzden güçlü olup, karşısına çıkanlarla mücadele etmeli, sonuçlarına katlanmalıydı. Mücadelesiz hayat esirlikti ona göre. Hem emin değil miydi o Müjgandan? Ne kadar sürse de olacak demiyor muydu? Gün gelecek o bana benim ona güvendiğimden daha çok güvenecek demiyor muydu? Bunlara paralel olmayan her hangi bir şey düşündüğü için kendini cezalandırmaya karar verdi. Ama bu kadar çocukça bir karar olmaması için de, üç saniye içinde şu beş metre ileride, solda ki çınar ağacının dibindeki bankta olamazsam kendime üç tokat atacağım dedi. Tokat yememek için, düğünde, salonu bulamayan akrabayı almaya giden düğün sahibi gibi hızlı adımlarla banka yetişti. Aslında bu ufak oyunu da çocukçaydı. Kaldı ki çocuk olmak da kötü bir şey değildi. İnsanlar büyüyünce kötü olurdu. Çocuk yanı ölen insan ne şanssız, ne felaketlere yol açabilecek bir insandı. Ne kendini mutlu edebilir ne başkasını mutlu edebilir böyle insanlar. O yüzden, yüzüne yansımayan bir tebessüm dalgası yayıldı içinde.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder