Başka bir şey olmasını istemezdi, daha önce aklında böyle bir olasılık kuvvet bulduğu zaman gereken cevabı almıştı Müjgandan. O yüzden, başka bir sebep varsa en azından bilgilendireleceğini biliyordu. Öyle söylemişti çünkü Müjgan, hiç bir şey göremese bile, hatta bilemese bile, Pertev o sarsıldığı günden itibaren inanıyordu ona. İnancın bir çok boyutu olurdu. Bu da o boyutlardan biriydi. Hem de en tehlikelilerinden biriydi. Başka bir insana duyulan inanç, felaketlere yol açabilirdi. Çünkü tamamen onun tasarrufundaydı. Tamamen ona bağlı. Ama insan, hayatı boyunca kimseye inanmadan yaşarsa yaşamış da sayılmazdı. İnancın açtırabileceği çiçekleri koklamadan ölen insan, dünyadaki asli görevlerinden birini yapmamış sayılırdı. Bu yüzden doğru insana duyulan inanç çok önemliydi. Doğru insana inanırsan, sana bereketi yaşatır. Yanlış insana inanırsan, gün gelir elbet kıtlığı yaşarsın.
Düşünceleri bir bir değişiyordu Pertev'in. Zihni onu bir oraya bir buraya sürüklüyordu. Sanki iki iri yarı adam onu birbirlerine fırlatıyordu sürekli. Ve bundan eğleniyorlardı. Pertev'e düşen ise yaşlı gözlerle bu işkencenin son bulmasını beklemekti. İki iri yarı adamın aslında kendi olduğunu bilse, acaba güler miydi haline?
Önüne çıkan hemen hemen aynı yaşlarda olduğunu anladığı bir kızla çarpışınca, ufakça şaşkınlık dalgası geçirdi. Çarpışmak üzereydiler. Beline kadar uzanmak üzere olan, kıvırcık, siyah saçlı bir kızdı bu. Gözlerinde bir ezilmişliğin izleri vardı. Kaşlarının yukarı doğru olan sivriliği ona vahşi bir hava katıyordu. Aynı durum çenesi için de geçerliydi. Ufacık bir burnu vardı. Pertev, anında tanımıştı bu kızı. Makbule idi bu. Geçmişte kız arkadaşıydı. İyi de anlaşırlardı. Pertev'in hiç canını sıkmayan bir kızdı Makbule, ilişkileri boyunca. Gözü Pertev'den başkasını görmez, olabileceği her yerde yolunu gözlerdi. Pertev bunu, gözünün kendisinden başkasını görmediğine yormuştu. Çevreden herhangi bir duyum da gelmemişti. Gelen bir iki habere de, güvencinden ötürü itibar etmemiş. Haberi verenlerin dahi kalbini kırmıştı. Nereden bilsindi, doğruyu söylediklerini. Meğerse, Makbule'nin yolları gözlemesinin sebebi, gözlerinin bir an önce Pertev'e kavuşması değil de, Pertev'e yakalanmamasıymış. Allah bir şekilde işleri rayına oturtuyor, bu sefer de öyle olmuş, yaşanması gerekeni yaşatmıştı. Pertev, Makbuleyi, ilçeler ötesinde, rastgele görmüştü. O civarlarda işleri vardı ve hesapta hiç olmayan bir şeye tanık olmuştu. Makbule birisiyle el eleydi, şimdi de öpüşmeye başlamışlardı. Önce gözlerine inanamadı, kapayıp bir daha açtı, görüntü aynı görüntüydü. Kendini tokatladı, görüntü aynıydı. O şok birden acıya dönüşmüş, acı da sinire dönüşmüştü. Bir tandığına ait olup başka bir hatırlı tanıdığına teslim etmek üzere aldığı, koleksiyon amaçlı ama faal halde olan bir tabanca vardı üstünde. Hemen yanında ki çöpe atıp, Makbulenin olduğu parka hızlıca yürüdü. Yanlarına varana kadar ikisi de durumun farkında bile değillerdi. Diplerinde bitince bu da kim diye Pertev'e baktıklarında Makbule bayılmış, çocuk ise hemen bankın diğer tarafına atlamış, güvenli olacağı bir mesafeye çekilip, yerinde mıhlanmış olan Pertev'in tepkilerine bakıyordu. Pertev, öylesine derin bir sinir hissediyordu ki, adeta Makbule'nin kafasını koparmak, leşine bile işkence etmek istiyordu. Kızı tam döverek ayıltmaya girişecekti ki, Hurşit emmi belirdi gözlerinde. Şiddet hayattaki ezici çoğunluktaki olaya çözüm getirmediği gibi, bu konulara da çözüm getirmeyecek demişti zamanında. Şimdi de hayali aynı şeyi söylüyordu. Pertev, kendi çenesine bir yumruk atarak kendine anlık bir sakinleştirici uyguladıktan peşisıra kıza, normal düzeyde ama nefret dolu bir sesle "ikiyüzlü kaltak" dedi. Bunu duymamıştı kız, duysa da bu ona yetermiydi, yetse bile Pertev'in eline ne geçecekti? Varsın bu ona yetmesindi. Önemli olan Pertev'in ne hissettiğiydi artık onun için. Bir başkasını düşünmekten vazgeçtiği anlardan birisi olmuştu bu onun için.
Çocuk ise yavaş yavaş geriye adımlar atıyordu. Pertev, çocuğun üzerine doğru ilk adımını atar atmaz, çocuk yerinden ok gibi fırlamış, koşmaya başlamıştı. Hemen arkasında ki, çok ta derin olmayan dereyi, farkedememişti. Farketse bile, Pertev'in yıllar önce yaşadığı durumla aynı değildi onunkisi. Arkasındaki tehlike daha büyüktü. Çocuk dereye düşmüş, Pertev, kısa korkulukların dibinden çocuğa bakıyordu. "daha sevgilini savunamıyorsun, korkak orospu çocuğu" diyerek tiksintisini vurmuştu yüzüne. Daha sonrası hiç umrunda olmayarak çöpten emanetini alıp yoluna bakmıştı.
İşte uzun zaman sonra Makbule ile gecenin köründe yalnız başına karşılaşmıştı. Makbule de onu tanır tanımaz, Pertev'in asla ummayacağı bir şekilde, göğsüne sarıldı. Boğazından hıçkırıklar, gözlerinden yaş geliyordu. Pertev, kızı itip "Anne timsah aç kalınca yavrusunu yer de, sonra ağlar" dedi ve ekledi "Eğer şu an bana rahatsızlık vermeye devam edersen, sana, yapmadığımı yaparım."
Bu karşılaşma içten içe sinirlendirmişti Pertev'i. Sakinleşmek için hızlıca eve doğru gidip, sokağın emektar sakini Çakır isimli köpeği sevmeye başladı. Peşinden Tarçın'da eklendi bu kervana.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder